NATO zirvesi sürecinde ülkemizde önce tiyatro sahnesinde sonra da plajdaki ortaoyunda inancımıza hakareti hedefleyen iki müessif olay gerçekleşti. Her iki olayın müsebbipleri vatandaşlar arasında kin ve nefrete sebebiyet vermeleri suçundan kanunun pençesindeler.
Her iki olayda da bir kesime karşı içlerinde besledikleri nefretleri pervasızca sergilediklerine şahit olduk. Hani küfür tek millettir diyoruz ya işte örneği... Bunların kimlikleri, dilleri, sıfat ve mekanları farklı farklı da olsa hakka karşı çıkışlarında görünen şu ki bu kadar farklılıklarına rağmen bir aynilik söz konusu...Bu aynilik bir ülkede beraber yaşadıkları inançlı kişilere karşı gösterildiği gibi ülkeler bazında da gösterilmektedirler.
Dünya sathında buna küfrün tek millet oluşunun yıkıcı sonuçlarıyla bin günü bulan Gazze vahşetinde şahit olduk. Bu vahşette insan hakları, demokrasi ve özgürlük adına serdedilen tüm değerlerin hiç olduğunu gördük. Bu değerlerin müslüman söz konusu oldu mu uçup buharlaşması içten bile değildir. Biraz daha geriye gittiğimizde batının kuzey Afrika ülkeleri başta olmak üzere onları sömürerek nasıl zulmettikleri belgeleriyle ortada. Yakın geçmişte ise Afganistan, Irak, Suriye Ürdün ve Libya örnekleri hakeza. Böylece kukla liderlerle müslüman ülkelere kan kusturdular.
Dünya sathında küfürde tek milletlilik bu şekilde sahnelenirken ülkemizde de inançlı insanların bir asrı bulan süreçte maruz kaldıkları zorbalıklar bu ruh halinin bir tezahürüydü. Bu kabul edilmez hastalıklı ruh halinin siyaseten güçlü oldukları dönemlerde inançlı insanımızın sırf inancından dolayı nasıl hak ihlallerine uğradıklarını okunup geçilen bir masalın ancak konusu olabilecek derecede akılalmaz çirkinlikteki muamelelerden biliyoruz. Önce idam edilip sonra mahkemesi görülen nice davalar o dönemlerde uygulandı bu güzelim vatan topraklarında.
İhtilal ve muhtıralar bu hastalıklı ruh halinin hakim olduğu dönemlerde inançlı insanlara göz dağı verilmek ve de açılan gözlerin ebedi açılmaması gayesiyle yapıldı...Yıllarımızın fakru zaruret içinde geçip gitmesine neden oldu. Bu hastalıklı ruh halinin despotları memleketin kaymağını yerken beride inançlı halkımız bir kuru soğanla da olsa hayatta kalma mücadelesi veriyordu. İnançlı insanımıza reva görülen işler dünden hazırdı. Bu işler en basitinden tarlada ırgat olarak çalışıp üretimi gerçekleştirmek, zamanı geldiğinde de vatan görevini yapmak için gidip askerliğini yapmaktı. Okumakmış, siyasetmiş, devlet yönetmekmiş, felsefeymiş vs.tüm ultra mühim vazifeler öküz Anadolu'lu inançlı insanın yapacağı işler değilmiş hükmü ciddi ciddi dile getirilirmiş o dönemlerde.
Osmanlıdan sonra bu coğrafyada suların durulması asla istenmedi. Milletin birlik, dirlik ve betaberliği hep sorun oldu birilerine. Bir gün geldi bu birliktelik inançlı insanların karşısına çıkarılan laiklik hançeriyle un ufak edildi, bir gün geldi Alevi-Sünni çatısmasıyla heder edilmeye çalışıldı; bu yetmedi bir gün geldi Türk-Kürt kapışması alevlendirildi...Her seferinde bir çok bedellerin ödendiği milletin fersati galip geldi bu habis ruhlu karanlık suratların planlarına karşı...
Düne kadar başörtüsü ile okuyamayanlar bugün devlet işlerinde örtüleriyle çalışıyorlar. İnançlı insanların siyaseten güçlü gelişlerini akamete uğratmak için "bunlar gelince açık bayanlar işten çıkarılacak, ayrıca her kadını zoraki örtü altına alacaklar" yollu yaptıkları algı operasyonları farklı yaşam biçimindeki bayanların yan yana ve kardeşçe çalışmalarının huzur dolu manzarasıyla boşa çıkışı çıldırmalarına yetmişti.
Bu iki müessif olay bu topraklarda inançlı insanımıza yıllarca uygulanan zulmün kendisinden kaynaklandığı zihnin mahiyetini göstermesi adına önemlidir.
Plajdaki kadının cinnet geçirircesine örtülü bayana saldırması ülkemizde yıllardır alışılmış hastalıklı bir ruh halinin tezahürü iken NATO toplantısının yapılacağı zaman diliminde komedilik adına biz müslümanların kutsal kitabına yönelik hakaret içerikli tiyatro gösterisi asla mazur görülemez. Burası ne bir muz cumhuriyeriyeti ne de Dingo'nun ahırı bir ülkedir. Bu sebeple şarlatanlara devletimiz hakkettikleri cezayı anında vererek küstahlığa yol vermeyeceğinin alrını çizdi.
Ülkemizin merkeze alındığı dünya gündemini bir bakıma gölgelemeye matuf bu tür hadiseler asla sıradan hadiseler değildir. Fikri özgürlük adı altında yapılan hakaretlere göz yumulamaz. Hatta bu tür vakaalar karşısında devletin verdiği karara baş kaldıranların başları yeri geldiğince usulünce okşanmalıdır.
Milli ve manevi değerlerimizi hafife alan, yok sayan, hele hele hakaret eden hiç kimseye göz yumulmamalıdır.
Maalesef asrın hırsızına sahip çıkan çevreler şimdi de bir komedyenin şarlatanlığından yana vaziyet aldılar.
Can sıkan bu hadise gördüğüm kadarıyla millette birlik ruhunun yenilenmesini salık kıldı.
Rabbim şöyle buyuruyor; "Olur ki, bir şey sizin için hayırlı olduğu halde siz ondan hoşlanmazsınız. Yine olur ki, bir şey sizin için şer olduğu halde siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz."
Kafirler istemese de Rabbim nurunu tamamlayacaktır.
Mustafa Salim
7 Temmuz 2026 Tekirdağ