Geriye dönüp baktığımızda bu yıl andığımız 15 Temmuz Milli Direnişimizin üzerinden on yılın geçtiğini görüyoruz.
Bir destandı o gece milletçe yazdığımız.
Bu destanda yerini bulan herkesin o gece yaşadıklarının bir hikayesi vardır.
Bu vesileyle o gecenin destansı hikayesini kanıyla yazan bir Gazimizin içinde bulunduğu durumu izah ederek 15 Temmuz’u anmanın manidar olacağını düşündüm.
Katıldığım “15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Anma Programı”nda konuşmacı olarak Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Gazi Turgut Aslan davet edilmişti.
Toplantı salonuna iki görevlinin yardımıyla girmesi dikkat çekiciydi. Zor yürüyordu ve ancak destekle ayakta durabiliyordu. Bu vaziyetiyle davete icabet etmesi önemliydi. Çünkü vatanı uğruna bedel ödeyen milli bir kahramandı.
Sahnedeki yerini aldığında programını söyleşi biçiminde sunacağını anlamıştık. Soru ve cevap şeklinde bir sunumdan ibaret olacaktı. Söyleşi başladığında sorular yerinde ve cevaplar da bir o kadar manidardı.
Zor konuşabiliyordu Gazimiz. Birçok ameliyat geçirdiği başındaki yara izlerinden belli oluyordu. Görünürde başından bir darbe aldığı anlaşılsa da anlatıncaya kadar mahiyetini bilememiştik. Sorulan ilk soru üzerine o gece gerçekleşen menfur saldırıda başından geçenleri bir bir anlattı. Bizim de tam merak ettiğimiz konuya değiniyordu. Çektiği güçlülükten kaynaklı konuşmasındaki anlaşılmaz kelimelerine rağmen hikayesini anlamıştık.
15 Temmuz hain saldırı öncesi Emniyette Terörle Mücadele Daire Başkanlığı görevinde bulunuyormuş. Fetullah Gülen hareketinin herkesin bildiği gibi bir terör hareketi olduğu bilinmesine rağmen somut hukuki delillere dayalı olmadığı için herkesin bildiği bu gerçek bir zandan ibaret kalıyordu. Bu gerçeğin zan olmaktan çıkarılmasının vaktinin geldiğine kanat getiren devlet aklımız harekete geçiyor ve bu Gülen oluşumuyla ilgili elde mevcut tüm deliller rapor haline bir araya getiriliyor. Rapor, Terörle Mücadele Daire Başkanı Turgut Aslan ve ekibinin marifetiyle hazırlanıyor. Bilahare bu rapora istinaden Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığının konuyu yargıya taşımasıyla verilen karar, Gülen hareketinin silahlı bir terör örgütü olduğu yönünde tecelli edince Gülen’in ismi arananlar listesine dahil oluyor. O günden sonra Gülen hareketi zor günlerini yaşar. Ve bu karşı çıkış Gülen hareketini Gezi Olaylarıyla piyasaya sürerken ilgili daire başkanı da bu ara Gülen hareketinin kara listesine alınır. Bu kara listeye alınışının sıradan verilen bir gözdağı meselesi olmadığını o gece başından geçenleri anlatınca anlayıvermiştik.
15 Temmuz gecesi Eminyet Gene Müdürlüğüne yapılan ilk saldırıda birçok polis memurumuz şehit edilirken daire başkanı Turgut Aslan ve ekibi de esir alınır. Alıkonuldukları odada maruz kaldıkları birçok baskıyla beraber susamalarına rağmen isteklerinin yerine getirilmemesi bir yana lavabo ihtiyaçları için izin istediklerinde ise “sizi öyle bir yere göndereceğiz ki orada lavabo ihtiyacınız ebediyen olmayacak” şeklinde alaya alınarak hakarete uğradıklarını dile getirdiğinde adeta o anı tekrar yaşıyor gibiydi. Başından geçenleri anlatırken ki ruh halinden etkilenmemek mümkün değildi. Ağzından zar zor çıkan kelimelerle anlatarak ortaya koymaya çalıştığı şey meydana gelen bir zulmün, bir ihanetin resmiydi. Olayı tiyatro diyerek tiye alanlara bir haykırıştı. Hala onlar gibi düşünenlerin olabileceği ihtimaline karşı uyanmaları için attığı bir neşterdi.
Normalde bu tür programlarda bir süre sonra dinleyicilerin dikkatleri dağılsa da salondakiler zor anlaşılan konuşmasına rağmen pür dikkat dinleme halindeydi. Çünkü o geceyi millete hizmet işini üzerine emanet olarak gören ve milleti adına mücadele vererek canını hiçe sayan biri vardı karşımızda. Olup bitenler varsayıma dayılı ya da olası bir edebiyat hikayesi değildi. Bilakis yaşanmış bir olayın anlatımıydı. Hainlere karşı devlet erkinin milletle bütünleşmiş bir mücadelenin canlı hikayesinin anlatımıydı.
Merak ettiğimiz asıl hususa değinince salon birden buz kesiliverdi. İstediğimiz suyu vermemişlerdi ve lavaboya gidişimize izin verilmediği gibi bir de alaya alınışımızın sinir bozan tutumları ortadayken silah çekerek ekibimdeki arkadaşlarımın gözümün önünde şehit edilmeleri ne kadar can yakıcı olduysa da bunun dışarı ki olayların milletin devletle bütünleşerek verdikleri mücadelede yenik düştüklerini göstermesi adına da bir o kadar sevindiriciydi. Bunları düşünüyorken kafasına sıkılan bir kurşunla bilincini kaybeder kahraman Gazimiz. Hain saldırı boşa çıkarıldıktan sonra kurtarma ekibinin bulundukları odaya girerek şehit cesetleri arasında kendisinin ölmediğini hatta kelime-i şehadet getirir vaziyette bularak hastaneye kaldırıldıklarını anlatırken o anki heyecanı sesine yansıyordu. Titriyordu sesi.
Gazi Hastanesinde, başından yediği kurşunlar sebebiyle dört beyin ameliyatı geçirmiş ve altı ay komada kaldıktan sonra kendisine geldiği ilk anında sorduğu soru, “hain darbenin” hedefine ulaşıp ulaşmadığı hakkında olmuş. Hazırladığı raporuyla iç yüzünü ortaya koyduğu Fetullah Gülen hareketi o günden sonra “FETÖ” terör örgütü olarak kayıtlara geçmiş oluyordu.
Halen Cumhurbaşkanı Başdanışmanı görevinde bulunan Gazi Turgut Aslan 15 Temmuz hain girişimine karşı milletin devletiyle el ele vererek ülkesini kurtarma eylemini tiyatro diyerek hafife alanlara “O gece bir tiyatro idiyse millet olarak rolümüzü güzel sahneledik” sözleriyle kapak olabilecek mahiyeti haiz verdiği cevabı da manidar oldu.
Konuşmasının sonunda sunucunun ne tavsiyesinde bulunursunuz sorusuna;
Çok uyanık olmalıyız cevabıyla karşılık verdi. FETÖ ya da başka terör örgütleri olsun hiç fark etmeksizin onları bertaraf etmenin tek yolu devletimizin yanında olmamız olarak ifade etti. FETÖ’nin ikiyüzlülüğüne vurgu yaptı. Maske üstüne maske taktıklarını hatırlattı. Takiye özelliklerinden dolayı her kılığa girebileceklerinin altını çizerek uyarıda bulundu. Bunların medya ve siyaset yoluyla milletin içine sızarak kamufle olduklarından dem vurdu. Bu manada bunların potansiyel birer tehlike olarak gizliden gizliye varlıklarını sürdürdüklerini, bu sebeple her an teyakkuzda olunması gerektiğine dair tavsiyesinde bulundu.
Tavsiyeleri önemliydi.
Geride bıraktığımız on yılda devlet olarak emin adımlarla yolumuza devam etsek de tökezlenen bazı durumlarda FETÖ’nin durumdan vaziyet çıkararak kafaları bulandırmaya çalıştığına çokça şahit olduk.
Dış kaynaklı bir örgütlenme olduğu için bunu başımıza saranların bize yönelik niyetlerinin değişmediğini haliyle sahip çıkarak yıllarca donattıkları bir örgütün bakiyesinden ümitlerini kesmeleri asla düşünülemez.
Bunların Gezi olaylarında dile getirdikleri hedeflerinden vazgeçtiklerine inanmıyoruz. Uyanık olalım derken bunları kastetmişti sayın kahraman Gazimiz.
Kanal İstanbul'a karşı çıkmışlardı; bu fikirlerinden vazgeçmediler. Ellerine fırsat geçse gelinen son aşamaya rağmen iptal ederler.
İstanbul Havaalanına karşı çıkmışlardı. Bugün Avrupa'nın gözde bir havaalanı ve adeta para basım makinası gibi.
Ayasofya'nın açılmasına karşı çıkan bir ruh.
Taksim'e açılacak camiden tiksinen bir güruh.
Gezi olaylarının hortlayan bu ruhu İstanbul’un fethi tarihi 1453’ü bir zulüm olarak görüyordu.
Bu habis ve hortlayan ruh, milletin algılarıyla oynamayı kendine vazife addetmiş durumda.
Milletin birlik ve beraberliğine halel getirecek her oluşumu desteklemekteler.
Bir gün gelir Harp Okulu Mezunu öğrencilere kılıç çektirirler,
Bir gün gelir üniversite mezuniyet törenlerinde İslam dinine hakarette bulunurlar.
Okul cinayetlerini dindarların üzerine atarlar; mehter marşı dinletisi sunan okul programlarında utanmadan sırtını dönerek değerlerimizle alay ederler.
Asrın hırsızına sahip çıkarlar.
Hırsızı savunmak adına millete sokakları gösterirler.
Karikatürlerle kutsalımıza hakaret ederler; alamadıkları hızlarıyla komedilik adı altında Kitabımızı alaya alırlar.
Toplumsal birlikteliğimize kasteden bu karanlık ruhun şekil değiştirdiğini asla unutmayalım.
Gazimiz, uyanık olalım derken olayları doğru okuyup analizlerimizi o doğrultuda yapmamızın uyarısını yapıyordu.
15 Temmuz’u kana bulamaya çalışanlara izin vermeyen bu milletin iradesi değil ülkemizde, dünyanın her tarafında mazlumun aleyhine olan tüm ezberleri bozuverdi.
On yıl sonra Ankara’daki NATO Zirvesi’nde devletçe sergilediğimiz tavır “dünya beşten büyüktür” sözümüzün ne manaya geldiğinin mesajını içeriyordu.
Bugünkü Türkiye, oyunlara gelen değil, oyun kuran bir ülke olmuştur artık.
On yıl önce 15 Temmuz’da yeniden bir doğuşun destanını yazdık.
Bu Destan'dan rahatsız olanlar, bu toprakları kanlarıyla sulayan şehidleri olmayan bir zümredir.
Ülkemizin hayrını istemeyen de bu zumredir.
Bu zümreden kaynaklı tüm bilgilerin zehrine karşı panzehirimiz hazır olmalı.
Bu hazırlığı Gazimiz, "uyanıklık olarak" ifade etti.
Bu uyanklığın Kur'anî ifadesi "Ey iman edenler! Fasık biri size bir haber getirdiğinde, onu (iyice araştırıp doğru olup olmadığını) açıklığa kavuşturun. Tâ ki bilmeden bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmayasınız." ayetidir.
FETÖ ve yadanşı fasıklar hala içimizdeler. Su uyur düşman uyumaz ilkemizi asla unutmayalım.
Mustafa SALİM
15 Temmuz 2026 Ankara