İsmi 'Kadir', Allah'ın sıfatı olduğu için külturümüzde bu ismi kullanmak isteyenler çocuklarına 'abd' yani 'kul' kelimesini ekleyerek 'Allah'ın kulu' anlamında ' Abdulkadir' ismini verirler. Sonuçta 'Kadir' ismini kullanmak da bizde yaygın hale gelmiş durumda. Yani müsluman bir ailenin çocuğu. İnanır soy ismi de sanat çevresince sonradan verilen bir isim degilse bu da yine inanmış bir çevreden gelmesinden kaynaklanıyor.
Kendisini isimi ve soy ismi noktasında irdelediğimizde memleket insanı ve müslüman bir ailenin evladı oldugunu görüruz.
Öldüğünü öğrendik. Üzülmedim. Sadece acıdım. Uzun süredir tedavi altındaydı. Yaşlılığın verdiği çöküntüye hastalığı da eklenince gençliğinde Rabbimin verdiği güzel siması yerini inançsızlıktan kaynaklı nursuz bir çehrede çirkinliğe bırakmıştı. İbretlik tabloydu. Dünya, yalancılığını bir daha haykırır gibiydi. Giden gelmiyordu çünkü. Hüsranla geçen bir hayatın son pişmanlıkları fayda vermiyordu. Ne yazık ki yaşadığı sürece içinde doğup büyüdüğü inançlı bir toplumun değerlerine savaş açarak inanmamışlığın tüm zehrini kusarak gitti. Bu yüzden Allah rahmet etsin diyemiyoruz. Dememizin de bir anlamı kalmaz. Hatta vebal altına bile sokar bizi. Allah'ın dinine savaş açmış birine Allah'tan rahmet beklemek ya din bilgisi eksikligimizden kaynaklanır ya da dini hafife alışımızdan...Dini hafife almak ise küfürdür. Onun için Allah rahmet etsin diyemeyiz.
Cüneyt Arkın öldüğünde hem üzülmüş hem de rahmet dilemiştik. Çünkü o toplumun değerlerine sahip çıkan biriydi.
Zeki Alasya öldü rahmet dilemedik. Tarık Akan öldü yine dilemedik. Kemal Sunal öldü fakat 'Şaban' ismine verdiği zarar zihinlerde hala yaşıyor. Halbuki 'Recep Allah'ın ayı, Şaban benim, Ramazan ümmetimin ayı' derken Rasulullah, bu ayı kendisine hasrederek gurur duymuştu Şaban ayıyla. Kemal Sunal yüzünden bu isim kullanılmaz oldu. Şimdi nasıl rahmet isteriz Allah'tan bu Allah düşmanları için?
Kadir İnanır da bu inanmayan kesimdendi. Birileri belki diyecektir 'kalbine mi baktın bunların, nereden biliyorsun; iman Rabbi ile kulu arasında değil mi?' diye...
Niyet okuyucu degiliz elbettr. Kahin de degiliz ki bu islami bir ifade bile degil. Bize düşen zahirle hükmetmektir...Bu tür adamlarin zahirine bakarim.
Nedir bunların zahiri?
Sanat dünyası insanının işi hep halka dönüktür. Yani zahirdir. Şarkı söyleyen dinlenmek ister. Filim çeviren izlenmek ister. Mesleğin gereklerindendir hep gündemde kalmak...
Bunlar mesleklerini icra ederken neye inanıyorsa eserlerini de o doğrultuda piyasaya sürereler. Şarkı söyleyen birisi 'sensiz cennet cehennemdir' diyorsa bunun dini argümanları alaya aldığını anlamak için içini yarmaya gerek yok, zaten içindekilerini dökmüş oluyor ortalık yere.
Kadir İnanır'ın filimlerinde hem ahlaksızlık işlendi hem de din düsmanliğı. İçi dünden zahir olan birine mersiyeler sıralansa ne yazar...
Bugün yaşadığımız Türkiye'nin siyaseten terör eliyle nerelere evrilmek istendiğini görüp milletçe önlemler almaya çalışırken bu adamın PKK militanlarıyla kol kola gezişini herhalde içinin temizliğine bağlayacak degiliz.
Bugün PKK'ın amacının ne oldugunu biliyoruz. Marksist-Leninist bir Ermeni terör örgütüdür. Ermenilerin kurduğu ASALA'nın devamı mahiyetinde olduklarından biz Türklere karşı tarihi bir husumet ve Marksizmin din düşmanlığına dayalı temelleri sebebiyle de bizlere karşı duydukları nefretle yıllarca bize kan kusturan bir terör örgütü oldugunu gayet iyi biliyoruz. Tüm bunlara rağmen bu örgütle sıcak ve samimi ilişkiler içinde olan biri onları benimsiyor demektir. Kadir İnanır PKK terör militanlarıyla kol kola resimler çektirip tarafını belirlerken, beride Cüneyt Arkın gibi sanatçılar ise Mehmetçik ile yan yana çektirdikleri resimlerle kimin yanında oldukkarını gösteriyordu. Cüneyt Arkın gibiler milletin yanında durmaktan onur duyan sanatçılardı. Hülya Koçyiğit, Orhan Gencebay gibi sanatçıların hiçbirinin asla ve kat'a teröre sempati duyduklarını göremezsiniz. Serdar Gökhan hala tarihi misyonumuzun yükselişi derdinde...
Küp, içindekini dışarı sızdırır azar azar...Barış Manço hala yadımızda. Rahmetle anıyoruz.
Sonuçta Yeşilçam, sektör olarak Ermenilerin tekelindeydi. Şöhret adına kanca taktıkları müslüman Türk evladını emelleri uğruna kullanılır hale getirdiler. Yetenekleri keşf edilen kız ve erkek evlatlarımız maalesef örf, adet ve dinlerinden uzaklaştırıldılar. Sonra da örf, adet ve dinlerinin aleyhine konuların işlendiği filmlerde bunlara rol verdiler. Kiminin fiziğini kiminin de sesini kullandılar şöhret adına ama kendilerine hizmet yolunda.
Ahlak, edep ve dinden uzaklaştırılımak istenen gençlik sanatçı dediğimiz bu içimizdeki fakat kültürümüzden uzak türlerin yapıtlarıyla şekil verilmeye çalışıldı...
Filmlerle gençliği, bir zamanlar kominizmin kucağına; başka bir zaman da terörün kucağına ittiler.
Güzeli çirkin, doğruyu yalan diye sundular.
Değerleri tahrif edip fuhşiyata özendirdiler.
Rabbimizin istedikleri karşısında nehyettiği her şeyi süsleyerek piyasaya sürdüler.
Bilimi sevdirmediler, erdemliliği ögretmediler. Tarihimizi kötüleyip batıyı baş tacı ettiler.
Batının tekniğini değil ahlaksızlığını övdüler.
Bizi küçültüp batı hayranlıgını büyüttüler ki büyüttüler.
Tüm bu baskılara rağmen o sektörde direnebilenler bugün bu milletin gönlündeler. Beka alemine göçenler hayırla yad edilmekteler. Ancak kendini Batının hizmetine adamış içimizdeki bizden bu yabancılar asla affedilmeyecek derekelere indiler.
Bunun için bu türden yaşayanlara öfkeli, ölenlerine ise buğz halindeyiz.
Müslüman ölülerine Allah'ın rahmeti dilenirken, müslüman olmayanlar için 'Toprağı bol olsun' denir.
Kadir İnanır, toprağın bol olsun.
Mustafa Salim
26 Haziran 2026, Ankara